Blog

Yazılar

Adsiz-tasarim-11.png
17/Ara/2021

SIBO (Small Intestine Bacterial Overgrowth), ince bağırsakta bakterilerin aşırı üremesi anlamına geliyor.

İnce bağırsakta bakteri bulunmamalıdır. Dost bakteriler ince bağırsakta değil, kalın bağırsakta yerleşmeli ve bizim gıdalarımızın “artıklarıyla” (liflerle) beslenmelidir. İnce bağırsak boşluğunda bakteriler üreyecek olursa, bizim aldığımız gıdalara ortak oldukları gibi bağırsak yapısını bozarlar. Böylece besinlerin vücuda emilimi de bozulur. Bu yetmezmiş gibi bağışıklık sistemimiz de zayıf düşer ve kafası karışır. Bu da otoimmun hastalıkları davet edebilir.

SIBO’nun hazımsızlık yakınmalarına yol açacağını tahmin etmek hepimiz için kolay. Ancak, herhangi bir nedenle ortaya çıkan hazımsızlık da SIBO’ya yol açar! Çünkü bu durumda bağırsaktaki gıdalar bakterilere kalacak, hazımsızlık ve SIBO birbirini besleyecektir! Bize düşen, bu kısır döngüyü kırmak.

SIBO Belirtileri Neler?
Pek çok kişi yemeklerden sonra karnında ortaya çıkan gaz ve şişkinlikten dertli. Peki, bu gazları insan vücudunun üretmediğini söylesem ne derdiniz? Evet, bu gazları üretenler, aynı turşu yaptığınızda ya da bozuk konservede olduğu gibi, bakteriler! Yediğiniz öğüne ortak olmaktalar.

Çıkaramadığınız gaz/ şişkinlik, özellikle yemek sonrası saatlerde
Kronik Kabızlık
Kronik ishal
Değişken kabızlık ve ishal “Huzursuz Bağırsak”
Dışkılama bitiminde rahatlayamama, boşaltamama hissi
Çok sayıda gıdaya duyarlılık
Kronik B12 ve Demir eksikliği
Kilo alamama/verememe
İyileşmek bilmeyen vajinal mantar


Adsiz-tasarim-10.png
17/Ara/2021

• Vücudun bağışıklık sisteminin bir cevabı ve reaksiyonudur.
• İlk defa yediğin bir yemekte oluşması zordur.
• İmmunglobulin E üretilir ve Histamin salınımı artar.
• İkinci temas sırasında alerjik bir reaksiyon ortaya çıkar.
• Yumurta, fındık, fıstık, badem, süt gibi yiyecekler başta olmak üzere her yiyecekte oluşabilir.
• Diyet esnasında teşhisi koyulabilir.

GIDA İNTOLERANSI NEDİR;
• Bağışıklık sistemiyle alakalı olmayan bir durumdur.
• Sindirim sisteminin verdiği bir tepki ve reaksiyondur.
• İlk defa yenilen bir yemekte oluşması zordur.
• İntolerans gelişen yiyeceğin sentezi için gerekli enzimlerde eksikler olduğundan gerçekleşir. (Laktoz enzimi-Süt vb.)
• Çözümü bu yiyeceği düzenli bir şekilde sindirime tanıtarak vücutta bulunan enzimleri aktif hale getirmektir.


covid-19-1190x574-2-full-1200x579.jpg
17/Ara/2021

1. MELATONİN: Mitokondrimizi toksinlerin vereceği hasardan korur. Bağışıklık sisteminin sitokin üretimini düzenler ve bizi destekler.
2. QUERCETİN: Potansiyel olarak COVİD inhibitörü olarak davranır. Vücudun virüse karşı iltihap cevabını verir.
3. VİTAMİN D: Solunum yolunda ki peptidlerin ekspresyonunu aktive eder. Akciğerleri enfeksiyona karşı korur.
4. VİTAMİN C: Virüse karşı savaşta mitokondri desteği olarak çalışır.
5. GLUTATYON veya N-ASETİL SİSTEİN: Hücresel antioksidan desteği vererek akciğeri korur. İltihaplanma sürecini baskılar.
6. ÇİNKO: Virüse karşı iltihap sitokin modülatörü (düzenleyici) olarak çalışır. COVİD için en önemli mekanizmadır.


Adsiz-tasarim-9.png
17/Ara/2021

* Kabızlık
* Kronik Yorgunluk
* Saç Dökülmesi
* Kas ve Eklem Ağrıları
* Adet Düzensizlikleri
* Açıklanamayan Kilo Alma
* Düşük İştah
* Boğuk ses
* Beyin Sisi ve Konsantrasyon sorunu
* Soğuğa Duyarlılık


Adsiz-tasarim-8.png
17/Ara/2021

Vücut doğal yoldan glutatyon üretmekte ama bu yaşla birlikte azalmaktadır. Toksinler de glutatyon düzeylerinin azalmasına neden olmaktadır. Glutatyon azaldığında serbest radikallere karşı korunamadığımız için bu moleküller vücut yapılarına zarar verebilmektedir.

Aktif Glutatyon (GSH): Glutatatyon serbest radikalleri toplayarak doyduğunda karaciğerde kendini yenilemektedir. İdeal şartlarda glutatyonun %10’u inaktif (oksitlenmiş) durumda iken %90’ı aktif formdadır. GSH olarak da bilinen aktif glutatyon %90’ın altında düştüğünde serbest radikallerle savaşı kaybetmeye başlarız. Toksinler daha da biriktiğinde GSH azalmaya devam eder. GSH %70’in altına düştüğünde bağışıklık sisteminde bozulma görülür.


Adsiz-tasarim-7.png
17/Ara/2021

• Temiz, organik, bitki bazlı gıdalar ve otla beslenmiş et yiyin.
• Diyetteki bitkisel besinlerinizi en üst düzeye çıkarmak ve vücudunuzun detoksifikasyon yeteneğini artırmak için brokoli, lahana ve Brüksel lahanası gibi turpgillerden bol miktarda sebze yiyin. Yeşil çay için.
•Plastiklerden kaçının
•Evinizde ve cildinizde doğal, basit temizlik ürünleri kullanın
•Sauna ve buhar banyosu yaparak terle toksik yükünüzü atın
•Bol su için
•Egzersiz yapın
•Sanayi bölgesine yakın ,fabrikalara yakın yerlerde oturmayın
•Kuyu suyu kullanmayın
•Trafiğin ve araç yoğunluğunun yoğun olduğu yerlerde oturmayın
•Mutfakta kullandığımız tencere ve tavaların sağlığa uygun olup olmadığına dikkat edin
•Kömürleşmiş etlerden, kafeinli ve alkollü içeceklerden, katkılı ve işlenmiş gıdalardan, sigaradan yani kolaylıkla terk edebileceğimiz toksik yüklerden uzak durun
•Zirai ilaçlarla kontamine olmuş gıdaları 15/ 20 dakika karbonatlı suda beklettikten sonra yıkayın

•Gereksiz ilaç kullanımından kaçının

•Uyku saati ve kalitesi arttırın

•Stresi azaltıcı uygulamalardan faydalanın, zihinsel rahatlık sağlayın

Vücudunuz zehirli hale geldiğinde bütün sisteminizin etkileneceğini unutmayın.


Adsiz-tasarim-6.png
17/Ara/2021

Diyabetle ve Diyabet Komplikasyonlarıyla savaşır.
Göz Sağlığını Korur.
Hafıza Kaybından ve Bilişsel Gerilemeden Korur.
Glutatyonu Arttırmaya Yardımcı Olur.
Cildi Hasar Almaktan Koruyabilir.

1. Diyabetle ve Diyabet Komplikasyonlarıyla Savaşır

Alfa lipoik asitin faydalarından birisi, hormon üretiminde bulunan hücreleri ve nöronları desteklediği için, diyabete karşı sunduğu korumadır. ALA, diyabetli kişilerin yaklaşık %50’ini etkileyen diyabetik duysal-motor nöropatinin tedavisinde etkin bir ilaç olarak görülmektedir. Takviye formunun, insülin hassasiyyetini düzeltmeye yardımcı olduğu görülmektedir ve hatta yüksek tansiyon, kolesterol ve fazla kiloya dair durum olan metabolik sendromdan koruyor olabilir. Bazı kanıtlar, kan şekerini düşürmeye yardımcı olabildiğini göstermektedir.

ALA, sinir hasarına bağlı olan, bacaklarda ve kollarda hissizlik, kardiovasküler sorunlar, gözle ilgili hastalıklar, ağrı ve şişlik gibi diyabet belirtilerini ve komplikasyonlarını hafifletmeye yardımcıdır. Bu sebeple bu yaygın rahatsızlığın tedavisinde, diyabetik beslenme planının bir parçası olmalıdır. Diyabetin bir yan etkisi olan periferal nöropati yaşayan kişiler, ağrı, yanma, kaşınma, karıncalanma ve şişkinliği ALA kullanarak dindirebilirler. Birçok çalışma, ALA’dan zengin yiyeceklere zıt olarak IV formda yüksek doz ALA’nın daha etkili olduğunu göstermiştir.

Diyabetlilerde alfa lipoik asit takviyesinin en büyük faydası, kalbi etkileyebilecek nöropatik komplikasyon riskini düşürmesidir. Zira yaklaşık %25 diyabetlide kardiyovasküler otonomik nöropati (CAN) gelişebilmektedir. CAN, düşük kalp atış hızı değişkenliği ile karakterizedir ve diyabetlilerde artan ölüm riskiyle ilişkilidir. Bir araştırma, üç hafta boyunca günde 600 miligram ALA (ya da bazen LA olarak isimlendirilir) desteği diyabetik periferal nöropati belirtilerini düşürür. Bazı doktorlarsa, takip ettikleri hastalarında günde 1.800 mg’a kadar güvenli doza çıkmayı tercih etmektedirler.

2. Göz Sağlığını Korur

Özellikle diyabetli kişilerde veya ileri yaşlarda, oksidatif stres göz sinirlerine zarar verip görme sorunlarına sebep olabilir. Alfa lipoik asit, görme kaybı, makula dejenerasyonu, retina hasarı, katarakt, glukom ve Wilson Hastalığı dahil, gözle ilgili rahatsızlıkların belirtilerini kontrol altına almada başarıyla kullanılmaktadır.

Çeşitli araştırmaların sonuçları alfa lipoik asitin uzun süreli kullanımının, retinanın DNA’sının bozulmasına sebep olabilen oksidatif hasarı durdurduğundan, retinopati oluşumuna karşı faydalı etkileri olduğunu göstermiştir. İnsanlar yaş aldıkça görme yetileri riske girdiğinden, göz dokusunda dejenerasyondan veya erken yaşta görüş kaybından korunmak için yaşlanmadan önce yoğun besin içerikli beslenmeleri önemlidir.

3. Hafıza Kaybından ve Bilişsel Gerilemeden Korur

Çeşitli renkli “beyin gıdalarıyla” dolu besinden zengin bir beslenmenin hafızayı koruduğunu biliyoruz. Bazı sağlık uzmanları, hastalarını nöron hasarından, hafıza kaybından, motor bozukluktan ve bilişsel fonksiyon değişikliklerinden korumaya yardımcı olması için, antioksidan etkisinden dolayı alfa lipoik asit kullanıyorlar. ALA’nın kan-beyin bariyerini geçerek, hassas olan ve sinir dokusunu koruyabileceği beyne kolayca ulaşıyor gibi görünüyor. Ayrıca felç ve ileri yaşlarda görülen demans da dahil diğer beyin sorunlarından korunmak için de kullanılıyor.

Farelerle yapılan yeni deneylerde ALA’nın beynin yaşlanma hücrelerindeki hasarı tersine çevirebildiği, hafıza görevlerinin performansını geliştirebildiği, oksidatif hasarı düşürebildiği ve mitokondriyal fonksiyonu güçlendirdiği gösterildi. Yine de bu faydaların insan yaşlanmasına ne kadar etki ettiğini henüz bilemiyoruz.

4. Glutatyonu Arttırmaya Yardımcı Olur

Glutatyon, bağışıklık, hücresel sağlık ve hastalıklardan korunma için çok kritik olduğundan, birçok uzman tarafından “üstad antioksidan” olarak görülmektedir. Bazı çalışmalarda, 300-1.200 mg alfa lipoik asidin, bedenin bağışıklık tepkisini ve diyabet/insülin direnci ya da hatta HIV/AIDS gibi hastalıklarla savaşı düzenlemek üzere glutatyon becerisini arttırdığı bulunmuştur. Yetişkinlerde, alfo lipoik asit desteğinin düşük bağışıklık sendromu ve ciddi virüsleri olan hastaları, total kan glutatyon seviyelerini geri yükleyerek ve lenfositlerin T-hücre mitojenlere fonksiyonel tepkisini olumlu etkilediği görünmektedir.

5. Cildi Hasar Almaktan Koruyabilir

Cildin yaşlanmasına dair fiziksel işaretlerle savaşmaya gelince, bazı çalışmalar %5 alfa lipoik asit içeren topikal tedavi kremleri, güneş maruziyetiyle oluşan ince çizgileri azaltmaya yardımcı olabilir. Cilt hasarı yüksek miktarda serbest radikallerin yan etkilerinden biridir ve bu sebeple antioksidan dolu meyve ve sebzelerin sizi genç tuttuğu söylenir.


Adsiz-tasarim-5.png
17/Ara/2021

Vücuttaki serotoninin %95i bağırsak sinir hücreleri tarafından üretilir. Seratonin mutluluk hormonu ve depresyona karşı koruyan bir hormon olduğu için bağırsak sağlığının ruhsal sağlık için ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz. Bağırsağınıza ne kadar çok besin değeri yüksek ve temiz gıdalar gönderirseniz o kadar mutlu olursunuz. Çöp gıdalarla beslenmeye devam edersenizde uzun vadede psikiyatri kapılarından kurtulamaz ve antideprasan bağımlısı olursunuz .


Adsiz-tasarim-4.png
17/Ara/2021

GLUTATYON ; vücudumuzda doğal olarak üretilen oldukça etkili bir anti-oksidandır ve serbest radikalleri toplar.

Sağlıklı kalmak,
Hastalıkları önlemek,
Bağışıklık işlevini arttırmak,
Yaşlanmanın etkilerinden korunmak,
Genel performansı yükselmek,
Enflamasyonun kontrolünü sağlamak için vücuttaki Glutatyon seviyesi yüksek tutulmalıdır.


Adsiz-tasarim-3.png
17/Ara/2021

Son yıllarda çocuklarımızda dahi tansiyon, şeker, insülin direnci, karaciğer yağlanması gibi yaşlı bireylerde görülen hastalıkların artması son derece sıradan bir durum haline geldi. Tüm yaşlarda kronik hastalıkların artmasının en büyük nedenlerinden biri çevresel kirleticiler olarak gıdalarla, solumayla ve tenimizle aldığımız kimyasallar, hormonlar, ağır metaller, pestisitlerdir.
Birçok çalışmada gıdalardaki pestisit, kimyasal, ağır metal maruziyetinin astım, alerjik deri döküntüleri, kaşıntı, kısırlık, adet düzensizliği, tüylenme, sivilce, tiroid bozuklukları, şeker hastalığı, nörolojik hastalıklar ve kanser riskinde artış yaptığı kanıtlanmıştır. Çocuklarda maalesef bu olumsuz etkiler çok düşük maruziyette bile oluşabilmekte. Gıdalardaki kimyasallara hamilelikte maruz kalanların çocuğunda zihinsel gelişmede gecikme, koordinasyon ve görsel hafızada eksiklikler saptandı.
Bu tür kimyasallara çocukluk döneminde maruz kalındığında dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu gelişme riski artıyor. Başka bir çalışmada pestisit organofosfat, piretroid veya karbamatın püskürtüldüğü tarım arazilerinin yakınında yaşayan hamile kadınların çocuklarında otizm gelişme riski daha yüksek olduğu saptandı.
Sadece biz tüketenlerde değil aynı zamanda mahsullerine pestisit uygulayan çiftçilerde de obezite ve kalın bağırsak kanseri gelişme riski daha fazla olduğu biliniyor.
Alzheimer hastalığının başlama yaşının 50-55 yaşlara düşmesinde gıda kirleticilerini de düşünmemiz gerekiyor. 7 ayrı çalışmanın ortak bildirisinde Alzheimer yaptığı kanıtlandı. Parkinson hastalığı da gıda kirleticileriyle ilişkili bulundu.

Kanser: Meme, tiroid, yumurtalık, prostat, akciğer, karaciğer kanseri gibi sık görülen kanserlerin kolaylaştırıcı nedenleri arasında gıdalardaki kirleticiler de vardır.


Copyright Dr. Esra Gökmen. Tüm Haklara Sahiptir. Tasarım Fusion Reklam