Blog

Yazılar

Adsiz-tasarim-30.png
19/Eki/2021

Her Üç Kişiden Birinde Gizli Şeker Var.
Diyabet hastalığının başlangıcı kabul edilen pre-diyabet (gizli şeker) önlenebilir bir sorun olmakla birlikte,  Türkiye’de, her 3 kişiden 1’inin pre-diyabet hastasıdır. Görülme sıklığı y% 36 olan bu sorunun uzun dönemde diyabete yol açtığını düşünürsek ne kadar önemli bir sorun olduğu ortadadır ve mutlaka önlem alınması gerekmektedir.


Adsiz-tasarim-29.png
19/Eki/2021

Gizli şeker nedir?
Diyabetin henüz belirtilerini vermeden 10-15 yıl süren sessiz bir dönemi vardır. Bu döneme “gizli şeker” adı veriliyor. Açlık kan şekeriniz 100-125 mg/dl arasında ya da tokluk kan şekeriniz 140-199 mg/dl arasında bulunmuşsa “gizli şeker”li olabilirsiniz Çoğunlukla hastalardaki açlık şekeri düzeyleri normalken, tokluk şekeri düzeylerinde dalgalanmalar söz konusudur. Bu yüzden gizli şekere bakılırken referans alınan kan testi daha çok tokluk kan şekeri testidir. Gizli şekerin altında yatan en önemli neden, insülin direncidir.
İstatistiklere göre, gizli şeker hastalarına 10 yıl sonra tip 2 diyabet teşhisi konmaktadır.

Yüksek risk grubu içerisinde yer almak can sıkıcı bir durum olsa da, durum bilinip tedbirler alındığı takdirde hiçbir soruna sebep olmamaktadır.

Gizli şeker, dengeli beslenme planıyla kontrol altında tutulabilmektedir.
Gizli şekerin teşhisi oldukça önemlidir, çünkü diyabet teşhisi konulan bireylerin yaklaşık olarak %20’sinde organ hasarı meydana gelmektedir ve vakalarda görme bozuklukları, kalp krizi riski gibi sorunlar meydana gelmektedir. Önceden bilinerek gerekli önlemlerin alınması komplikasyonların önlenmesinde önemlidir.
Gizli şekerde, ortadaki olumsuz faktörler kaldırılırsa, bozukluklar geri döndürülebilir. Gizli şeker tespit edilen vakalarda, hayat tarzında meydana gelen doğru değişiklikler ve tedaviyle hastalığın gelişimi önlenebilir.

Gizli Şeker Belirtileri Nelerdir?

-Çok sık acıkma
-Hızlı yemek yeme,çok yemek yeme ihtiyacı
-Açlığa tahammülsüzlük

-Vücut ağırlığında meydana gelen artış, obezite
-Yüksek kan basıncı
-Ani sinir, öfke atakları
-Baş, boyun ve ensede terlemeler
-Kolesterolünün artması
-Halsizlik, yorgunluk hali
-Odaklanmada zorluk,sisli beyin
-Susuzluk, ağızda kuruluk hissi
-Su tüketiminin normalin üzerinde olması
-Bulanık görme
-Uyku sorunları,uyuklama hali
-Ciltte meydana gelen koyulaşmalar, renk değişiklikleri
-Açlık ve tokluk kan şekeri arasındaki dalgalanmalardan dolayı kan şekerindeki dengesizlikler tatlı yeme krizlerine neden olur.
Gizli şekerin en önemli semptomlarından biri de halsizlik ve uyuklama halidir. Baş, boyun ve ense bölümlerinde terlemeler, ani öfke krizleri de karakteristiktir. Bu süreçte normal dışı kilo alış verişi olabilmektedir.
Gizli şeker hastalarının en yaygın hastaneye başvurma nedenleri, ani şeker düşmesi ataklarıdır. Normal bir bireyin, öğün aralıkları yaklaşık 4 ila 5 saat arasında seyrederken, gizli şeker beraberinde bu süre 2 saate kadar inmektedir. Eğer hastada gizli şeker var ve normal bir bireyin yeme aralığında besin tüketiyorsa, öğün saatinde şekeri düşmüş olabilir. Bu da hastanın ya çok hızlı yemek yemesine ya da tatlı krizin girmesine sebep olabilir.

Gizli Şeker Risk Faktörleri Nelerdir?
-Ailesel genetik faktör
-Hipertansiyon
-Gebelikte şeker hastası olma
-Kötü beslenme
-Hareketsiz yaşam
-Kilo fazlalığı
Risk grubundaki bireylerin düzenli şeker takibinden geçmesi büyük önem taşımaktadır.

Gizli Şekerin Önüne Geçilebilir mi?

Pre-diyabet önlenebilir bir sorundur. İnsülin salgısının bozulduğu yerde diyabet başlar. Buna sebep olan en önemli faktörler de vücut yağının fazla olması ve orada toksin birikmesidir.
Kilo vermek, sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak bu bozuklukların önüne geçilmesi ya da gerilemesini sağlamaktadır. Özellikle ailede diyabet öyküsü olan kişilerin bu duruma ekstra özen göstermesi önemlidir.


Adsiz-tasarim-28.png
19/Eki/2021

Non-çölyak Glüten Hassasiyeti

Glüteni tolere edemeyen, ancak kanında çölyak hastalığına özgü antikorlar bulunmayan ve ince bağırsak dokusunda hasar gözlenmeyen bir durumu tanımlıyor.

Non-çölyak glüten hassasiyetine toplumun yaklaşık yüzde 2sinde rastlanıyor.
Belirtiler çölyak hastalığı ile benzer olsa da hafif seyrediyor. Ancak bazı çalışmalarda baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, eklem ağrısı, bacak, kol ve parmaklarda uyuşma gibi sindirim sistemi dışı belirtiler bulunabiliyor. Belirtiler glüten alımından saatler, hatta günler sonra ortaya çıkabiliyor.
Bu durumun tanısı için kesin bir test bulunmuyor. Çölyak ve diğer hastalıklar dışlandıktan sonra teşhis konabiliyor.
Hastaların, çölyak hastalığında olduğu gibi tamamen glütensiz diyet uygulaması gerekiyor. Bunun hayat boyu mu, yoksa belli bir dönem mi devam edeceğine dair somut kanıtlar bulunmuyor.


Adsiz-tasarim-27.png
19/Eki/2021

Çölyak tanısı nasıl konur; 
-Kanda bakılan Anti- gliadin antikoru ve anti -deamine gliadin antikorunun pozitif olması
-İnce bağırsak biyopsisi de villusların harabiyetinin gösterilmesi
Kanda anti gliadin antikoru ve anti -deamine gliadin antikorlarına bakılması, ince bağırsak biyopsisinde villuslarda harabiyet oluşmadan çölyak tanısını çok daha erken koymamıza imkan sağlar.

Bu antikorlar çölyak tanısı konmadan yıllar öncesinde bile pozitifleşmiş olabilir.Eğer bunlar pozitif ise vücudunuzun başka bir yerinde otoimmün saldırı olabilir. Erken evre çölyak hastalığınız var ise henüz bağırsaklarınız etkilenmemiş olmasına rağmen Haşhimato troidit, graves hastalığı veya başka herhangi bir otoimmün hastalık oluşmuş olabilir.
Otoimmün bir hastalığınız var ise çölyak antikorlarınız negatif olsa dahi gluten vücudun birçok yerinde hasara neden olduğu için yine de beslenmenizde gluteni çıkartmanız gerekmektedir. Gluten ile pek çok otoimmün hastalığın ilişkisi bulunmaktadır.


Adsiz-tasarim-26.png
19/Eki/2021

Egzersiz neden bu kadar önemli dikkatle okuyunuz

Egzersiz antienflamatuardır.

Egzersiz sırasında salınan endorfin hormonunun ağrı kesici özelliği vardır aynı zamanda mutluluk hormonudur .
egzersizler en az 2 saat açlık sonrası yapılmalı egzersiz sonrasında ise 1 saat boyunca besin tüketilmemelidir bağ dokusundaki toksinleri atmak için terleyecek şekilde egzersiz yapılmalıdır düzenli egzersiz nabzı ve tansiyonu düzenler hücrelere oksijenin daha fazla taşınmasını sağlar oksijen kullanım kapasitenizi artırır daha önce egzersiz yapmayan bir kişinin egzersize başladığı ilk zamanlarda çabuk yorulmasının zorlanmasının ve isteksizliğinin nedenlerinden biride hücrelerin oksijeni kullanma kapasitesindeki düşüklüktür egzersizle birlikte bu kapasite arttıkça zorlanmalar azalır .Haftada en az 3-4 gün minimum 30 dakika tempolu ve terleyecek şekilde egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz ve spor süresi günlük 4 saati aşmamalıdır aksi halde vücutta inflamatuar etki yapar.
egzersiz osteoporozdan korur. kas ve kemik kitlesini artırır metabolizmayı hızlandırarak kilo kaybına neden olur, insülin direncini azaltır .sempatik sinir sistemini regüle ederek damarlarda gevşemeye neden olur böylece kan basıncını ve tansiyonunuzu düzenler bu nedenle hipertansiyon hastalarının mutlaka düzenli egzersiz yapmaları gerekmektedir

Egzersiz depresyon, demans ,obezite hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, migren, fibromiyalji, osteoartrit, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, insülin direnci, tip 2 diyabet, meme ve kolon kanserinden korur. Bu hastalığı olanlarda anti-inflamatuar etkiden dolayı hastalığın şiddetini azaltır.


Adsiz-tasarim-25.png
19/Eki/2021

HİPOTROİDİNİN SONUÇLARI:
• Saç kuruluğu
• Kaşlarda dökülme
• Yüzde şişlik
• Tiroid bezinde büyüme (Guatr)
• Nabızda yavaşlama
• Kabızlık
• Kilo alma
• Tırnaklarda zayıflık
• Artrit
• Üşüme
• Depresyon
• Cilt kuruluğu
• Yorgunluk
• Unutkanlık
• Kısırlık
• Fibromiyalji
• Adet miktarında artış


Adsiz-tasarim-24.png
19/Eki/2021

ALFA LİPOİK ASİTİN SAĞLIĞA 5 FAYDASI
Diyabetle ve Diyabet Komplikasyonlarıyla savaşır.
Göz Sağlığını Korur.
Hafıza Kaybından ve Bilişsel Gerilemeden Korur.
Glutatyonu Arttırmaya Yardımcı Olur.
Cildi Hasar Almaktan Koruyabilir.

1. Diyabetle ve Diyabet Komplikasyonlarıyla Savaşır

Alfa lipoik asitin faydalarından birisi, hormon üretiminde bulunan hücreleri ve nöronları desteklediği için, diyabete karşı sunduğu korumadır. ALA, diyabetli kişilerin yaklaşık %50’ini etkileyen diyabetik duysal-motor nöropatinin tedavisinde etkin bir ilaç olarak görülmektedir. Takviye formunun, insülin hassasiyyetini düzeltmeye yardımcı olduğu görülmektedir ve hatta yüksek tansiyon, kolesterol ve fazla kiloya dair durum olan metabolik sendromdan koruyor olabilir. Bazı kanıtlar, kan şekerini düşürmeye yardımcı olabildiğini göstermektedir.

ALA, sinir hasarına bağlı olan, bacaklarda ve kollarda hissizlik, kardiovasküler sorunlar, gözle ilgili hastalıklar, ağrı ve şişlik gibi diyabet belirtilerini ve komplikasyonlarını hafifletmeye yardımcıdır. Bu sebeple bu yaygın rahatsızlığın tedavisinde, diyabetik beslenme planının bir parçası olmalıdır. Diyabetin bir yan etkisi olan periferal nöropati yaşayan kişiler, ağrı, yanma, kaşınma, karıncalanma ve şişkinliği ALA kullanarak dindirebilirler. Birçok çalışma, ALA’dan zengin yiyeceklere zıt olarak IV formda yüksek doz ALA’nın daha etkili olduğunu göstermiştir.

Diyabetlilerde alfa lipoik asit takviyesinin en büyük faydası, kalbi etkileyebilecek nöropatik komplikasyon riskini düşürmesidir. Zira yaklaşık %25 diyabetlide kardiyovasküler otonomik nöropati (CAN) gelişebilmektedir. CAN, düşük kalp atış hızı değişkenliği ile karakterizedir ve diyabetlilerde artan ölüm riskiyle ilişkilidir. Bir araştırma, üç hafta boyunca günde 600 miligram ALA (ya da bazen LA olarak isimlendirilir) desteği diyabetik periferal nöropati belirtilerini düşürür. Bazı doktorlarsa, takip ettikleri hastalarında günde 1.800 mg’a kadar güvenli doza çıkmayı tercih etmektedirler.

2. Göz Sağlığını Korur

Özellikle diyabetli kişilerde veya ileri yaşlarda, oksidatif stres göz sinirlerine zarar verip görme sorunlarına sebep olabilir. Alfa lipoik asit, görme kaybı, makula dejenerasyonu, retina hasarı, katarakt, glukom ve Wilson Hastalığı dahil, gözle ilgili rahatsızlıkların belirtilerini kontrol altına almada başarıyla kullanılmaktadır.

Çeşitli araştırmaların sonuçları alfa lipoik asitin uzun süreli kullanımının, retinanın DNA’sının bozulmasına sebep olabilen oksidatif hasarı durdurduğundan, retinopati oluşumuna karşı faydalı etkileri olduğunu göstermiştir. İnsanlar yaş aldıkça görme yetileri riske girdiğinden, göz dokusunda dejenerasyondan veya erken yaşta görüş kaybından korunmak için yaşlanmadan önce yoğun besin içerikli beslenmeleri önemlidir.

3. Hafıza Kaybından ve Bilişsel Gerilemeden Korur

Çeşitli renkli “beyin gıdalarıyla” dolu besinden zengin bir beslenmenin hafızayı koruduğunu biliyoruz. Bazı sağlık uzmanları, hastalarını nöron hasarından, hafıza kaybından, motor bozukluktan ve bilişsel fonksiyon değişikliklerinden korumaya yardımcı olması için, antioksidan etkisinden dolayı alfa lipoik asit kullanıyorlar. ALA’nın kan-beyin bariyerini geçerek, hassas olan ve sinir dokusunu koruyabileceği beyne kolayca ulaşıyor gibi görünüyor. Ayrıca felç ve ileri yaşlarda görülen demans da dahil diğer beyin sorunlarından korunmak için de kullanılıyor.

Farelerle yapılan yeni deneylerde ALA’nın beynin yaşlanma hücrelerindeki hasarı tersine çevirebildiği, hafıza görevlerinin performansını geliştirebildiği, oksidatif hasarı düşürebildiği ve mitokondriyal fonksiyonu güçlendirdiği gösterildi. Yine de bu faydaların insan yaşlanmasına ne kadar etki ettiğini henüz bilemiyoruz.

4. Glutatyonu Arttırmaya Yardımcı Olur

Glutatyon, bağışıklık, hücresel sağlık ve hastalıklardan korunma için çok kritik olduğundan, birçok uzman tarafından “üstad antioksidan” olarak görülmektedir. Bazı çalışmalarda, 300-1.200 mg alfa lipoik asidin, bedenin bağışıklık tepkisini ve diyabet/insülin direnci ya da hatta HIV/AIDS gibi hastalıklarla savaşı düzenlemek üzere glutatyon becerisini arttırdığı bulunmuştur. Yetişkinlerde, alfo lipoik asit desteğinin düşük bağışıklık sendromu ve ciddi virüsleri olan hastaları, total kan glutatyon seviyelerini geri yükleyerek ve lenfositlerin T-hücre mitojenlere fonksiyonel tepkisini olumlu etkilediği görünmektedir.

5. Cildi Hasar Almaktan Koruyabilir

Cildin yaşlanmasına dair fiziksel işaretlerle savaşmaya gelince, bazı çalışmalar %5 alfa lipoik asit içeren topikal tedavi kremleri, güneş maruziyetiyle oluşan ince çizgileri azaltmaya yardımcı olabilir. Cilt hasarı yüksek miktarda serbest radikallerin yan etkilerinden biridir ve bu sebeple antioksidan dolu meyve ve sebzelerin sizi genç tuttuğu söylenir.


Adsiz-tasarim-23.png
19/Eki/2021

PRİMER HİPERTANSİYON RİSKİNDEN KURTULMAK İÇİN TUZ TÜKETİMİNE DİKKAT

Primer hipertansiyon toplumdaki tansiyon yüksekliğinin %95 inden fazlasından sorumludur. Primer hipertansiyonun genetik ve sonradan kazanılmış bozukluklara bağlı geliştiği söylenebilir.
Hipertansiyon için risk faktörleri
-Aile öyküsü
-Genetik yatkınlık
-Düşük doğum ağırlığı
-Annede preklemsi öyküsü
(böbreklerdeki nefron sayısı daha az olduğu için tuz atılımı azalır)
-Yaşlanma ile birlikte gelişen damar sertliği -Siyah ırk
-Duygusal stres
-Obezite
-Diyet (sigara, potasyumdan fakir beslenme ,tuzlu yemek, içki vb)
-Buradaki en önemli faktörlerden biri tuz tüketimidir.

yapılan araştırmalarda tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda hipertansiyon görülme riski tuz tüketimi az olan toplumlara göre çok daha yüksektir.
Günlük önerilen tüketim miktarı 6 gramdır bu da bir çay kaşığının üzeri sirkilmiş şekline denktir. Ancak unutmamak gerekir ki günlük tükettiğimiz besinlerde yüksek miktarda tuz bulunmaktadır. BunIara, peynir, zeytin, konserve gıdalar paketli gıdalar, dondurulmuş gıdalar ,turşu, kuruyemiş ketçap, mayonez, ekmek örnek verilebilir. Türk toplumunda maalesef tuz tüketimi günlük ortalama 6 gramdır. Ekmeğin bir diliminde 1.5- 2 gram tuz bulunmaktadır ekmeği çok seven bir toplum olduğumuzdan dolayı tuzun asıl kaynağının ekmek olduğunu söyleyebiliriz. Erkeklerde ve obezlerde tuz tüketimi fazladır buna erkeklerin kadınlara göre obezlerinde normal kilolulara göre daha fazla besin tüketmesinden kaynaklanmaktadır. Tuzlu
yiyenlerde hipertansiyon görülme riski % 25 daha fazladır hipertansiyon hastalarının yarısı tuza hassastır bu nedenle tuz kısıtlaması ile birlikte kan basıncında ortalama 2-8 mmHg lık düşüş sağlanabilir. Tuza dirençli hipertansif hastalarda ise tuz kısıtlansa bile kan basıncında düşüklük olmaz. Tuz direnci özellikle siyah ırkta görülmektedir. Fazla tuz tüketimi ile birlikte ozmotik yük arttığından dolayı su içimi artar ödem oluşur.
Fazla tuz tüketimi sempatik aktivasyonu artırır damar düz kaslarında kasılmaya neden olur böbreklerden potasyum atılımını artırır ve böylece hipertansiyonun oluşmasına zemin hazırlar. İştahı artırır, obeziteye neden olur, böbreklerden kalsiyum atılımını artırarak, osteoporoz yani kemik erimesine ve böbrek taşı oluşumuna neden olabilir aynı zamanda mide kanseri için risk faktörüdür.


Adsiz-tasarim-1.jpg
13/Eki/2021

Çölyak hastalığı

Çölyak hastalığının son zamanlarda çok sık görülmesinin nedeni çok fazla insanın glutene karşı duyarlılığının olmasıdır.
Çölyak , karşı olan bir alerji nedeniyle gelişir ve ince bağırsaklardaki villus denilen parmaksı çıkıntıların harap olması ile kendini gösteren otoimmün bir bağırsak hastalığıdır.
Villuslarda harabiyet gelişmesi ve laboratuvar değerleri ile size çölyak hastalığı tanısı konması için glutene uzun yıllar maruz kalmanız gerekebilir. Bu sessiz dönem içerisinde sindirim sorunları ve başka otoimmün hastalıklar çıkabilir.

Çölyak hastalığının belirtileri

Gluten, çölyaktan başka otoimmün hastalıklara da neden olabilir buna bağlı olarak da kollarda ve bacaklarda uyuşukluk ,karıncalanma hissinden, düşük tiroid fonksiyonlarına bağlı yorgunluk hissine kadar birçok soruna neden olabilir.
Sık görülen belirtiler şunlardır;
-İshal, gaz, yemeklerden sonra şişkinlik ve mide yanması gibi sindirim problemleri
-Kansızlık
-Demir ,B12, magnezyum gibi birçok vitamin ve mineral eksiklikleri
-Artrit
-Beyin sisi
-Yorgunluk, halsizlik

Çölyak tanısı nasıl konur;

-Kanda bakılan Anti- gliadin antikoru ve anti -deamine gliadin antikorunun pozitif olması
-İnce bağırsak biyopsisi de villusların harabiyetinin gösterilmesi
Kanda anti gliadin antikoru ve anti -deamine gliadin antikorlarına bakılması, ince bağırsak biyopsisinde villuslarda harabiyet oluşmadan çölyak tanısını çok daha erken koymamıza imkan sağlar. Bu antikorlar çölyak tanısı konmadan yıllar öncesinde bile pozitifleşmiş olabilir.Eğer bunlar pozitif ise vücudunuzun başka bir yerinde otoimmün saldırı olabilir. Erken evre çölyak hastalığınız var ise henüz bağırsaklarınız etkilenmemiş olmasına rağmen Haşhimato troidit, graves hastalığı veya başka herhangi bir otoimmün hastalık oluşmuş olabilir.
Otoimmün bir hastalığınız var ise çölyak antikorlarınız negatif olsa dahi gluten vücudun birçok yerinde hasara neden olduğu için yine de beslenmenizde gluteni çıkartmanız gerekmektedir. Gluten ile pek çok otoimmün hastalığın ilişkisi bulunmaktadır.


Adsiz-tasarim.jpg
01/Eki/2021

Serotonin düşüklüğü nedenleri;
1 -Kan şekeri dengesizlikleri, İnsülin direnci veya prediyabet
2-B6 vitamini eksikliği
3-Magnezyum eksikliği
4-Stres ve yüksek kortizol
5-Proteinden fakir beslenme
6-Triptofandan fakir beslenme


Copyright Dr. Esra Gökmen. Tüm Haklara Sahiptir. Tasarım Fusion Reklam