Blog

Yazılar

Adsiz-tasarim-3.png
18/Kas/2021

Kansızlık (anemi) nedir? Kansızlığın nedenleri belirtileri ve tedavisi

KANSIZLIK (ANEMİ) NEDİR?
Anemi, vücudun dokularına yeterli oksijen taşımak için yeterince sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin olmadığı bir durumdur. Hemoglobin kırmızı kan hücrelerinin ana parçasıdır ve oksijeni bağlar. Çok az veya anormal kırmızı kan hücreniz varsa veya hemoglobininiz anormal veya düşükse, vücudunuzdaki hücreler yeterince oksijen almayacaktır.
Anemi (Kansızlık), kandaki hemoglobin miktarının erişkin erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda ise 12 g/dL değerlerinin altına düşmesi durumudur. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür.
KANSIZLIK BELİRTİLERİ
Anemi belirtileri ve semptomları aneminin nedenine ve şiddetine bağlı olarak değişir.
– Yorgunluk Zayıflık
– Soluk veya sarımsı cilt
– Düzensiz kalp atışı
– Nefes darlığı
– Baş dönmesi
– Göğüs ağrısı
– Soğuk eller ve ayaklar
– Baş ağrısı
– Konsantrasyon bozukluğu
– Ellerde ve ayaklarda uyuşma
– Sinirlilik hali
– Kulakların uğuldaması
– Dudaklarda çatlaklar ve ağız kenarında yaralar
– Tırnakların çabuk kırılması,
– Saçlarda dökülme
Aneminin ilk dönemlerinde belirtiler çok hafif olabilir. Ancak anemi kötüleştikçe semptomlar da kötüleşir.
Kansızlık (anemi) neden olur?
Kansızlığa alyuvarların üretimi ile yıkımı arasındaki dengeyi olumsuz yönde etkileyen herhangi bir etken yol açabilir. Bu yüzden kansızlık nedenleri genellikle alyuvar üretimini azaltan ve alyuvar tahribatını artıran faktörler olarak ikiye ayrılır.
Alyuvar üretimini azaltan faktörler
• Alyuvar üretiminde etkin bir rol alan ve böbreklerde üretilen eritropoietin hormonunun yetersizliği ya da işlevini tam olarak yerine getirememesi
• Yetersiz beslenmeden dolayı demir, B12 eksikliği veya B9 (folik asit) eksikliği
• Tiroid bezinin tiroid hormonu salgılayamaması (hipotiroidizm)
Alyuvar tahribatını artıran faktörler
• Kanamalar
0 Kazalar
• Ameliyatlar
Bağırsak hastalıkları (crohn-ulseratif kolit
hastalığı veya çölyak gibi)
• Kadınlarda düzensiz-şiddetli adet dönemi ve miyom, çikolata kisti
• Gebelik ve çocuk doğurma
• Siroz (özellikle alkolizme bağlı olarak gelişen)
• Karaciğer ve dalak bozuklukları
• Lösemi, lenfoma gibi bazı kanser türleri
• Bazı ilaçlar veya toksine maruz kalmak
• Bazı enfeksiyonlar, kan hastalıkları, otoimmün bozukluklar (romatoid artrit gibi)
• Kan uyuşmazlığından kaynaklanabilen alyuvarların yıkımı (hemoliz)
• Genetik bozukluklar (Akdeniz anemisi talasemi- ve orak hücre anemisi gibi)
• şiddetine göre değişiklik göstermektedir.
• Anemi tedavisi
• Tedavide temel hedef anemiye neden olan durumu ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle mutlaka doktora başvurmalısınız.


3.png
30/Eki/2021

Her Üç Kişiden Birinde Gizli Şeker Var!
Diyabet hastalığının başlangıcı kabul edilen pre-diyabet (gizli şeker) önlenebilir bir sorun olmakla birlikte Türkiye’de, her 3 kişiden 1 kişinin pre-diyabet hastası olduğu görülmektedir. Görülme sıklığı %36 olan bu sorunun uzun dönemde diyabete yol açtığını düşünürsek ne kadar önemli bir sorun olduğu ortadadır ve mutlaka önlem alınması gerekmektedir.
Gizli Şeker (Pre-diyabet) Nedir?
Pre-diyabet olarak bilinen gizli şeker, kişinin kan şekeri düzeyinin normalden yüksek, diyabet tanısı için gerekli sınırdan düşük olması olarak tanımlanmaktadır. Diyabet öncesi bu dönem, normal glikoz düzeyinden Tip-2 diyabete geçiş evresi ‘Pre-diyabet’ veya ‘bozulmuş glikoz regülasyonu’ olarak da ifade edilmektedir. Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarını 10 yıl sonra Tip-2 diyabet tabısı konmaktadır.
Diyabet her 7 kişiden 1 kişi de olmak üzere çok sık görülen bir hastalıktır. Bunun öncülğ olan Pre-diyabet ise her 3 kişiden 1 kişide görülmektedir. Dünyada obezite çocukluk çağına indiği için Pre-diyabet çocukluk çağında da sık görülen bir hastalık olarak görülmektedir.


2.png
30/Eki/2021

Gizli Şeker Neden Önemlidir?
İnsülin direnci olarak tanımlanan bozuklukla önce tokluk sonra açlık kan şekerinin yüksekliğiyle seyreden ve diyabete neden olan bir hastalık tablosu görülmektedir. Bu durum diyabetin yol açtığı tüm hastalık risklerini de taşımaktadır.
Hastalıktan Korunmak İçin Neler Yapılmalı?
Kilo vermek hastalığı önlemede önemli bir faktör oluşturmaktadır. Bu nedenle öncelikle vücut ağırlığının %10’luk kısmını kaybetmek önem taşımaktadır. İyi beslenmeli ve kilo kontrolü sağlanmalıdır. Şeker ve unu hayatımızdan tamamen çıkarmalı ve öğün atlamadan düzenli olarak 3 öğün şeklinde beslenilmedir. Bununla birlikte egzersiz de mutlaka hayatın rutini arasına girmeli, haftada minimum 150 dk olacak şekilde düzenli egzersiz yapmaya dikkat edilmelidir. Özellikle ailesinde diyabet öyküsü olan kişilerin bu konuda dikkatli olmaları diyabetle karşılaşmamak için son derece önemlidir.
Gizli Şekerin Belirtileri Nelerdir?
Pre-diyabetin herhangi bir belirtisi bulunmamaktadır. Belirtiler ancak diyabete dönüştüğünde ortaya çıkmaktadır. Ağız kuruluğu, çok su içme, idrara sık çıkma gibi şikayetler ancak bu evreden sonra görülmektedir. Sessiz bir evre gibi gözükse de yol açtığı sorunlar açısından önem taşımaktadır.
Gizli Şeker İçin Risk Faktörleri Nelerdir?
En baştaki neden ailesel genetik faktördür. Bunun yanı sıra hipertansiyon, gebelikte şeker hastası olanlar, kötü beslenme, hareketsiz yaşam, kilo fazlalığı gibi faktörler birbirinden bağımsız olarak hastalık riskini ortaya çıkarmaktadır. Böyle şikayetleri olan kişilerin düzenli şeker takibinden geçmeleri son derece önemlidir. Özellikle risk grubunda yer alan kişilerin yılda bir kez kan şekerlerini ölçtürmeli ve takiplerini mutlaka yaptırmalıdır.
Gizli Şeker Önlenebilir mi?
Diyabetin başladığı yer olarak kabul edilen pre-diyabet önlenebilir bir sorun olarak görülmektedir. Diyabet, pankreasta insülin salgısının bozulduğu yerde başlar. Buna neden olan en önemli faktör ise vücuttaki yağın fazla olması ve buna bağlı gelişen toksinlerdir. Dolayısıyla kilo vermek, sağlıklı beslenmek ve egzersiz yapmak bu bozuklukların giderilmesini sağlamaktadır. Bu sayede, uzun dönemde diyabete olan gidişatı geriletmek mümkün olabilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda insanların yaşam tarzını değiştirmesiyle, kilo verip, egzersiz yapması ile birlikte bu bozuklukların %58 gibi önemli bir oranda gerilediği gösterilmiştir. Bununla birlikte ilaç tedavisi ise %27 oranında düzelme sağlamaktadır.


1.png
30/Eki/2021

İnsülin direncinin vücudumuza zararları

-Gereksiz yağ depolanması

-Depresyon panik atak ,uykusuzluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi duygu ve davranış bozuklukları

-Kilo verememe; istediğiniz kadar deneyinin insülin seviyeniz yüksek olduğu sürece kilo vermek için verdiğiniz savaşı kaybedersiniz. insülin beyninizde iştah artırıcı ve özellikle şekere karşı iştah artırıcı etki gösterir.

-Kolesterol yüksekliği (LDL koledtrol artışı, trigliserit artışı,HDL kollestrolde düşüklük – Kan basıncında artış; tüm yüksek tansiyon vakalarının %50 sine İnsülin direnci neden olur.

-Kanınızı yapışkan hale getirir ve pıhtılaşma olasılığını artırır bu da kalp krizi ve inmelere neden olur.

-Kanser hücrelerinin çoğalmasını uyarır.

-Homosisteini artırır, çünkü şeker tüketimi B6 folat, magnezyumu azaltır. Bu durumda metilasyonu bozarak beyninizin çalışmasını zorlaştırır ve daha fazla beyin hasarına neden olur.

-İnfiamasyonu ve oksidatif stresi artırır

-Beyninizi yaşlandırarak Alzheimer hastalığı yani demansa neden olur.

– Kısırlık

– İstenmeyen bölgelerde tüylenme

-Saç dökülmesi

– Sivilce

-Erkeklerde düşük testosteron gibi pek çok soruna neden olur.


Adsiz-tasarim-36.png
19/Eki/2021

5 SORUYA EVET CEVABI VERİYORSANIZ
İNSÜLİN DİRENCİNİZ VAR DEMEKTİR.

İnsülin direnci, hücrelerin vücutta dolaşan insülin hormonuna etkili bir şekilde cevap verememesi durumudur. Bu, kan şekerinizi sabit tutmak isteyen pankreasın, daha da insülin salgılamasına neden olur.
İnsülinin vücutta birçok görevi olsa da, temel rolü glikoz ile yağın kullanım ve depolanmasını kontrol etmektir. İnsülin direncine sahip olmak; obezite, diyabet, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları vb. birçok kronik probleme yol açabilir.
İnsülin direncini önlemek ve/veya tersine mümkündür. Aşağıdaki test, insülin direncinizin varlığının tespiti içindir.

İnsülin Direnci Anketi
1. VKI (kg/m2) değeriniz 30’ un üzerinde mi? (VKI hesabı =kilo/boy2 )
EVET HAYIR
2. Hızlı kilo alma eğiliminde misiniz?
EVET HAYIR
3. Sahip olduğunuz yağ dokusunun çoğunluğu bel çevrenizde mi?
EVET HAYIR
4. Kilo veriminde zorlanıyor musunuz?
EVET HAYIR
5. Düzenli egzersizi hayatınıza ekleme konusunda zorlanıyor musunuz?
EVET HAYIR
6. Düzenli ve aktif egzersiz yapsanız dahi kilo veriminde zorlanıyor musunuz?
EVET HAYIR
7. Öğün kaçırmanız halinde kendinizi gergin hissediyor musunuz?
EVET HAYIR
8. Öğününüzden 1-2 saat geçtikten sonra çok acıkmış hissediyor musunuz?
EVET HAYIR
9. Öğününüzü yaptıktan sonra kendinizi yorgun/halsiz/uykulu hissediyor musunuz?
EVET HAYIR
10. Sık sık şekerli ve/veya yüksek nişastalı besinler tüketmek istiyor musunuz?
EVET HAYIR
11. Anlık ruh hali değişimleri yaşıyor musunuz?
EVET HAYIR
12. Gerginlik, yorgunluk, mutsuzluk vb. gibi durumlar ile tatlı yiyerek mi baş ediyorsunuz?
EVET HAYIR
13. Artmış susama hissi ve/veya sık idrara çıkma sorunu yaşıyor musunuz?
EVET HAYIR
14. Uyurken aşırı terleme ve/veya aşırı susama sorunu yaşıyor musunuz?
EVET HAYIR
15. Ailenizde diyabete (şeker hastalığı) sahip bir birey var mı?
EVET HAYIR
Bu sorulardan “en az 5 tanesine” EVET yanıtını verdiyseniz en kısa zamanda bir doktora danışmayı ihmal etmeyiniz.


Adsiz-tasarim-35.png
19/Eki/2021

Depresyon oluşumunu tetikleyen 3 önemli vitamin!
-BI2 vitamini
-D vitamin
-C vitamini

BI2 vitamini:
B12 vitamini vücudun kendi başına üretemediği suda çözünen temel bir vitamindir. Bu vitamin, kan oksijen seviyelerimize, fiziksel enerjimize ve zihinsel sağlığımıza destek sağlamak için kritik öneme sahiptir. BI2 vitamininin stresi azaltmaya, pozitiflik duygusu uyandırmaya ve hafızayı iyileştirmeye yardımcı olduğu bilinmektedir.
Ayrıca eksikliği, obsesif-kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi zihinsel sağlık sorunlarından muzdarip kişilerin daha fazla rahatsızlık hissetmesine neden olabilir. Ayrıca, bu vitamin ruh hali dalgalanmalarını
düzenlemede de yardımcı olur.
D vitamini:
Geleneksel olarak kemik sağlığı ile ilişkilendirilen D vitamininin zihinsel sağlığı iyileştirdiği de bilinmektedir. D vitamini, doğal bir ruh hali düzenleyicisidir ve uzun süreli iç gözlem ve üzüntü evresi genellikle D vitamini eksikliği ile bağlantılıdır. Eksikliğinin ayrıca kaygı, depresyona neden olduğu ve stres düzeylerini artırabileceği bilinmektedir
C vitamini:
C vitamini eksikliği, kaygı ve depresyona neden olabilecek dopamin ve serotonin düzeylerini azaltabilir. (ALT YAZI)


Adsiz-tasarim-34.png
19/Eki/2021

Fonksiyonel Tıp kronik hastalıkların kök nedenlerini saptayıp bu sorunların düzeltilmesine odaklanan bütünsel bir tıp bakışıdır. Organ odaklı değil sistem odaklı olarak yaklaşarak hastalık tanılarının tedavilerinden çok, temeldeki sorunun iyileştirmesi amaçlanır.

Birçok hastalığın temel nedeni olan bağırsak mikrobiyotası bozuklukları ve besin intoleransları ana odak noktaları olarak sistemde yerini alır. Fonksiyonel Tıp’ın en belirgin özelliği genel belirlenmiş tedavi protokollerinden çok kişinin bütünsel değerIendirmesinin sonucunda, kişilerin bireysel özelliklerine uygun tedavilerin yapılmasına çalışmasıdır
Bu bireyselleşmiş tıp uygulamasının yapılabilmesi için kişilerin yaşamlarının her alanı ayrıntılı olarak öğrenilmeye çalışılır ve rutin fizik muayenenin ötesinde hastalar ile görüşülerek alınabilecek tüm verileri
toparlamak için gayret gösterilir. Hastaların tedavide etkin bir rol almaları için ayrıntılı anamnez alınır, gereken bilinçlendirme ve sıkı bir takip programıyla süreç yönetilir


Adsiz-tasarim-33.png
19/Eki/2021

KABIZLIK NEDİR
Kabızlık ( konstipasyon)
Hastanın bağırsak fonksiyonlarında anormallik , az sayıda dışkılama ile birlikte karın alt bölgesinde gerginlik ve şişkinlik hissetmesidir.

Hastanın bağırsak fonksiyonlarında anormallik , az sayıda dışkılama ile birlikte karın alt bölgesinde gerginlik ve şişkinlik hissetmesidir.
Genel olarak haftada iki veya daha az dışkılama sıklığı konstipasyon olarak kabul edilse de dışkılama sıklığı tek başına yeterli kriter değildir. Hastaların pek çoğu günlük dışkılama yapsalar bile kendilerini kabız olarak tarif ederler. Bu hastalar genelde dışkılamada zorluk ve tam boşalamama ıkınma, anorektal tıkanıklık hissi yel yardımı ile kolaylaştırarak dışkılama yapabilme laksatif kullanmadan nadiren dışkılama yapmaktan şikayetçidirler. Genel olarak seyrek dışkılama alışkanlığına sahip olan kişilerde dışkı bağırsak pasajında uzun süre kaldığı için içerisindeki su emilmekte ve sertleşmektedir. Özellikle yaşlılarda bu durum daha sık görülmektedir


Adsiz-tasarim-32.png
19/Eki/2021

Kabızlığa ne iyi gelir?
Lif kaynaklarını artırın
Magnezyumdan zengin beslenme
Su tüketimini artırın
Egzersiz yapın
Tuvalette ayaklarınızı kaldırın

Kabızlığa ne iyi gelir?
Lif kaynaklarını artırın; yeni beslenme düzeninde yeterli lifli sebzelere (balkabağı, pırasa ,soğan sarımsak, pancar, tatlı patates ve enginar vb)mutlaka yer verilmeli. Magnezyumdan zengin beslenme; kakao, avokado, yağlı tohumlar, keten tohumu, kabak çekirdeği, chia tohumu, yeşil muz (yeşil muzun içerisindeki lif oranı yüksektir muzun kabuğunun rengi sarılık arttıkça içerisindeki lif oranı düşer ve şeker oranı artar) ve koyu yeşil yapraklı sebzeler magnezyumdan zengindir. Magnezyum değeriniz düşükse mutlaka doktorunuzun gözetiminde magnezyum desteği alınmalısınız.
Su tüketimini artırın; su tüketmeniz Doktorlar tarafından kısıtlanma da ise günlük 2,5- 3 litre su tüketmeniz gerekmektedir su tüketiminin yeterli olduğunu anlayabilmek için idrar renginize bakabilirsiniz idrar renginiz açık sarı ise su tüketiminizi yeterli koyu sarı ise yetersizdir.
Egzersiz yapın; egzersiz bağırsak hareketlerini artırır ve düzenler.
Tuvalette ayaklarınızı kaldırın; böylece bağırsaklarınız uyarılacak ve dışkı bağırsaklar içerisinde kolayca hareket edecektir klozet kullanıyorsanız ayağınızın altına küçük bir tabure koyun.
Ev yapımı turşu ve sirke gibi fermente ürün alımınızı artırın böylece bağırsağımızda ki iyi bakterileri desteklemiş olursunuz.
Epsom tuzu ( İngiliz tuzu-magnezyum sülfat)’ akşam yatmadan bir iki saat önce bir bardak ılık suya 1 tatlı kaşığı Epsom tuzu koyarak içebilirsiniz .epsom tuzu 30 dakika ile 6 saat arasında bağırsaklardaki suyu artırarak müshil gibi davranır ve laksatif etki yapar. ancak kabızlığınız kronikse aynı uygulamayı günde 2 kez yapabilirsiniz.
Paketli gıda,fastfood tüketiminden, fazla süt ve süt ürünü tüketiminden, fazla kafein tüketiminden kaçının


Adsiz-tasarim-31.png
19/Eki/2021

Fonksiyonel Tıp, Yeni Bir Bakış Açısıdır
Modern Tıbbın fizyoloji, biyokimya farmakoloji ve genetik gibi temel bilimlerindeki en yeni bilimsel verileri hastalığınızın asıl sebebi olan fonksiyonel bozukluğu ortaya çıkarmak için kullanırken, diğer taraftan da sağlıklı beslenme, egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerini, fonksiyonel besinleri, bitkisel destekleri, bilimsel detoksifikasyon yöntemlerini ve stres yönetimi tekniklerini de tedavi sürecinizde kullanır.

 

Fonksiyonel Tıp, hastalıkların tanılarından çok bu hastalıkların altında yatan kök nedenleri ortadan kaldırmayı hedeflediğinden, kronik hastalıklarda belirgin bir iyileşme ve yaşam kalitesinde yükselme sağlamakta etkin olmaktadır.
Hastanın merkezde olduğu bir tedavi yaklaşımı da benimsendiği için hastaların iyileşmeye odaklanarak hayatlarının her alanında değişime yönelmesi uzun soluklu olarak ek sorunların ortaya çıkmasını engellemektedir. Modern yaşam tarzı, değişen beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve stres gibi faktörler, dünya çapında artan kronik hastalıkları da beraberinde getiriyor. Adını her geçen gün daha sık duymaya başladığımız fonksiyonel tıp, kronik hastalıklarla mücadelede kişiyi beslenme,
çevre, duygular ve yaşam tarzına ilişkin faktörlere göre analiz ediyor. Kronik hastalığı bulunan insanları; ruh, beden ve zihin bütünlüğü içerisinde şifaya kavuşturmayı hedefliyor.


Copyright Dr. Esra Gökmen. Tüm Haklara Sahiptir. Tasarım Fusion Reklam